Almanya ve Fransa, 19 Ekim 2026 tarihinde Avrupa otomotiv sanayisini korumayı amaçlayan Made in Europe düzenlemesinde uzlaşmaya vardı. Henüz yasalaşmayan düzenleme çerçevesinde İngiltere, Norveç, İzlanda ve İsviçre gibi ülkelerin belirli koşullarla Avrupa üretimi kapsamında değerlendirilmesinin önü açılırken, Türkiye önerilen genişletilmiş tanımın dışında kaldı.

Made in Europe düzenlemesi neleri kapsıyor?

Almanya ve Fransa'nın üzerinde anlaştığı çerçevede, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinin yanı sıra belirli koşulları karşılayan bazı Avrupa ülkelerinin de kapsama alınabilmesi öngörülüyor. Avrupa Komisyonunun Sanayi Hızlandırma Yasası teklifinde, belirli kamu alımları ve destek mekanizmalarında Avrupa'da üretilen araçlara öncelik verilmesi amaçlanıyor. Araçların Avrupa'da monte edilmesi de öngörülen koşullar arasında yer alıyor. Düzenlemenin kapsamı genel bir ithalat yasağı anlamına gelmezken, belirli kamu alımları ve destek programları üzerinden şekilleniyor.

Türkiye otomotiv sektörü neden endişeli?

Türkiye'nin Gümrük Birliği ilişkisine ve güçlü tedarik zincirlerine rağmen aynı kapsamda değerlendirilmemesi, otomotiv ihracatı ve gelecekteki yatırımlar açısından rekabet dezavantajı riski doğuruyor. Türkiye'de faaliyet gösteren Ford Otosan, Oyak Renault, Toyota ve Hyundai gibi üreticiler Avrupa pazarına yönelik araç üretimi gerçekleştiriyor. Otomotiv sektörü 2025 yılında yaklaşık 41.5 milyar dolarlık ihracata ulaşırken, bunun 30.1 milyar dolarlık bölümünü Avrupa Birliği ülkelerine yapılan satışlar oluşturdu ve AB'nin payı yüzde 72.5 seviyesine ulaştı. Toyota ve Hyundai gibi uluslararası üreticiler ile Türkiye, mevcut üretim ve ticaret ilişkilerinin korunması yönündeki taleplerini dile getiriyor.

Otomotiv emisyon hedeflerinde hangi değişiklikler öngörülüyor?

Almanya ve Fransa arasındaki anlaşmanın bir diğer ayağını otomotiv sektörünün 2035 yılına yönelik karbondioksit emisyon hedefleri oluşturuyor. Uzlaşmaya göre otomobil üreticilerinin 2035 yılında yeni araçlardan kaynaklanan CO2 emisyonlarını 2021 seviyesine kıyasla yüzde 90 azaltması hedefleniyor. Kalan yüzde 10'luk bölümün düşük karbonlu çelik veya alternatif yakıt gibi yöntemlerle ayrıca telafi edilmesi zorunluluğunun kaldırılması öngörülüyor. Bu yaklaşım, 2035 sonrasında belirli içten yanmalı motorlu ve hibrit otomobillerin satışına devam edilebilmesini sağlayabilecek bir esneklik olarak değerlendiriliyor. Düzenlemenin son şekli AB'de yürütülecek müzakerelerle netleşecek.