küresel iletişim altyapısının yüzde 99'unu taşıyan su altı fiber optik kablolar, artan jeopolitik çatışmalar ve sabotaj riskleri nedeniyle stratejik bir hedef haline geliyor. dünya genelinde tansiyonun yükseldiği bu dönemde, tank ve füzelerin yanı sıra deniz tabanındaki kablolara yönelik tehditler küresel kaosa kapı aralayabilir.

deniz altı fiber optik kablolar zarar görürse ne olur?

siber diplomasi ve istihbarat araştırmaları merkezi koordinatörü kübra özden, dünya genelindeki veri trafiğinin ve internet iletişiminin yaklaşık yüzde 99'unun deniz altı fiber optik kablolar üzerinden aktarıldığını belirtiyor. kübra özden'e göre bu altyapıya fiziksel veya siber müdahale olması durumunda internet erişiminin kesilmesi, bankacılık ve ödeme sistemlerinin aksaması, ulaşım ve sağlık hizmetlerinin sekteye uğraması gibi sonuçlar ortaya çıkabilir. ayrıca kablo iniş istasyonları ve veri koridorları pasif dinleme, sinyal istihbaratı ve veri trafiğinin analizi yoluyla stratejik bilgi elde etme imkanı da sunuyor.

kızıldeniz ve hürmüz boğazı'ndaki sabotaj riskleri nelerdir?

kübra özden, kuzey avrupa'nın yanı sıra kızıldeniz ve hürmüz boğazı gibi küresel ölçekte jeopolitik rekabetin yaşandığı bölgelerin sıcak çatışmaya ve sabotaj risklerine açık olduğunu vurguluyor. tarihte ilk kez hem hürmüz boğazı hem de kızıldeniz aynı anda ticari trafiğe fiilen kapanırken, kızıldeniz'den geçen 17 denizaltı kablosu avrupa ile asya ve afrika arasındaki veri trafiğinin büyük çoğunluğunu taşıyor. uzmanlar bu durumun korunması için güzergahların sürekli izlenmesini, şüpheli deniz hareketlerinin tespiti ile hızlı onarım kapasitesini şart koşuyor.

türkiye'nin dijital egemenliği ve kritik altyapı güvenliği nasıl sağlanacak?

kübra özden, türkiye'nin bu alanda dijital egemenliğini milli güvenlik meselesi saydığını ve bölge devletleriyle yapılan deniz yetki anlaşmalarına ile denizaltı projelerine dikkat çekildiğini ifade ediyor. temel riskin kritik altyapıların sabotaj ve hibrit tehditlere karşı yeterince korunamama ihtimali olduğunu belirten kübra özden, altyapıların milli kapasiteyle güvence altına alınması, alternatif güzergahların geliştirilmesi ve hızlı müdahale kapasitesinin artırılmasıyla türkiye'nin avrupa-asya veri akışında güçlü bir transit merkez haline gelebileceğini aktarıyor.